Edebiyat

AĞIT

Bir ölünün ardından, duyulan adları anlatmak üzere düzenlenen manzumelere verilen ad.

Ağıt, bütün milletlerin halk edebiyatlarında, gerek sözlü gelenek halin, de, gerekse yazılı olarak yer etmiştir.

Her milletin, çeşitli devirlerinde, ölümler karşısında duyulan acılar, halk söyleyişleri olarak, büyük yer tutar. Bunların kimi, şiir söylemekle ilgisi olmayan kimseler tarafından düzenlenir. Kimi de halk şairleri tarafından, yakılır.

Ağıt söylemenin de, her toplumda değişen ve kural denebilecek biçimleri vardır.

.......................................................................................................................................


ANI

Hatıra -Bir kimsenin kendi çocukluk hayatına veya hayatında önemli ve ilgi uyandıracak gibi gördüğü olaylara dair yazdıkları. Tanınmış politika, ilim ve sanat adamlarının yazdıkları anılar (hâtırat), yaşadıkları devirleri, hayatlarını, çalışmalarını aydınlatması bakımından önem taşır.

Lâtinler'de Caesar'dan başlayarak zamanımıza kadar Batıda bu alanda yazılmış pek çok anılar vardır.

Bizde bu türdeki eserler, Tanzimattan sonra yazılmaya başlamıştır. Siyaset adamlarımızdan, gerek İmparatorluk devrinde, gerekse Cumhuriyet devrinde Önemli anılar yazanlar olmuştur. Bu türün bütün ünlü örneklerini asıl edebiyatçılar vermiştir.

.......................................................................................................................................

AKROSTİŞ

Mısra başlarında bulunan harflerin yukarıdan aşağı okunduğu zaman bir kelime veyahut da bir isim olacak şekilde düzenlenmiş şiirlerdir. Pek eski zamandan beri bilinen bu usül ya şairlerin adlarını, ya hitap etmek istedikleri kimselerin adlarını veyahut başka kelimeleri bildirmek için yazılmıştır. Divan edebiyatımızda ve yenilik edebiyatımızda bu tarz çok kullanılmıştır.

.......................................................................................................................................

BEYİT

İki mısradan meydana gelen nâzım parçası. Divan edebiyatında nâzım birimi sayılan beyit, aynı vezinde olan ve birbiri peşinden gelen iki mısradır. Çoklukla anlamın tamamlandığı bir bölüm Beyitin bir nâzım birimi olarak kabul edilmesi yüzünden, divan edebiyatı şiirlerinde konu birliği pek az görülür. Divan şairinin bütün düşüncesi, beyitleri meydana getirecek kafiyelerle ikişer mısra söyleyebilmekti. Divan edebiyatındaki bu şiir anlayışı, bizde “Edebiyat-i Cedide” ile değişmeye başlamıştır. Anlamın bir beyitte tamamlanmasının şart olmadığı sonraki beyitte, hattâ daha sonraki beyitlere geçebileceği hakkındaki örnekler, bu edebiyat akımı ile edebiyatımızda gelişmiştir. Böylece, bir nâzım şeklinde konu birliğine önem verilmesi yoluna geçilebilmiştir.

Beyit, kafiyeli iki mısradan meydana gelirse “beyt-i musarra”, bir gazelin en seçme beyti olursa “beyt-ül gazel” bir kasidenin en güzel beyti olursa “beyt-ül kaside”, içinde şairin adının ya da mahlasının bulunduğu beyitse “tac tâc beyit” bir kasidenin ya da gazelin ilk beyiti “matla” son beyti ise “makta” adını alır.

.......................................................................................................................................

DESTAN

Bir savaşı kahramanlığı ya da bir aşk macerasını anlatan koşma biçiminde yazılmış manzum eser. Fakat, çoklukla “eski çağlarda kahramanlık menkıbelerini, Tanrıların kudretlerini, milletlerin büyük zaferlerini anlatan büyük eser” anlamında kullanılır.

Bu ikinci anlamında destan bir olayı ya da birçok olayları, hikâye tarzında ve manzum olarak anlatır. Kahraman, tarihte ün salmış, yaptıkları ve kendisi masallaşmış bir yiğittir. Bu yiğit, ırkının temel karakterlerini kendinde toplayan ve olağanüstü kudretlere sahip bir sembol halindedir.

Destanlar, ya sözlü gelenek halinde ve yazarı belli olmayan eserler halindedir, ya da belli bir şair tarafından kaleme alınmıştır.

Milletlerin edebiyat tarihinde, sözlü gelenek halinde devam ede gelen ve belli şairler tarafından yazılmış ünlü destanlar vardır. Türk edebiyatında, özellikle sözlü gelenek halinde devam ede gelen ünlü destanlar şunlardır: Alp Er Tunga destanı (Saka Türklerinin İranlılarla mücadelesini anlat, maktadır). Şu destanı (Safca Türklerinin Büyük İskender’le olan mücadelelerini anlatmaktadır.) Oğuz Kağan desta nı (Hun'ların büyük hükümdarı Oğuz Kağan'ın Orta Asya'da Türk birliğini ve Hun İmparatorluğu'nu kurması anlatılmaktadır). Bozkurt destanı (Göktürklerin dişi bir bozkurttan türedikleri anlatılmaktadır). Ergenekon destanı (Göktürklerin demirden bir dağı delerek çıkmaları ve büyük bir devlet kurmaları anlatılmaktadır. Dokuz Oğuz Üç Uygar destanı (Uygur'ların bir erkek kurttan türeyişleri anlatılmaktadır.) Göç destanı (Uygurların göçleri anlatıl, maktadır.)

Başka milletlerin ünlü destanları arasında şunlar bulunmaktadır: İlyada, Odisseus (Eski Yunanlıların), Şehname Farsların, Nibelungen (Germenlerin), Kalevala (Finlerin).

.......................................................................................................................................

DİVAN

İslâm edebiyatında ve divan edebiyatımızda, şairlerin manzumelerini topladıkları dergilerin genel adı. Bu kelime çoklukla, şairlerin adı ile birlikte söylenir: Divan-ı Fuzulî gibi. Divanların derlenmesi, bir sıraya göre olur. Her divanın başında, kasidelere yer verilir. Bunların da başında Tanrı İçin yazılmış münacat, tevhitler, peygamberler için yazılan naatler, dört halife, tarikat uluları, devrin padişahları, vezirleri, şeyhülislâmları ve öbür kişileri için yazılmış manzumeler yer alır. Kasidelerden sonra, tarihlere yer verilir. Bunlar, büyüklerin hayatları ile ilgili bazı ölüm, doğum, rütbe alma ve çeşitli olaylarla ilgili manzumelerdir. Bunlardan sonra, kaside ve gazel şekli dışında kalan manzumelere, musammatlar'a yer verilir. Kitabın son bölümlerinde gazeller ve müfretler yer alır. Gazeller, kafiye ya da rediflerinin son harflerine göre alfabetik olarak yer alır. Tam bir divanda, alfabetiğin tam olması gerekir. Müfretler bölümünde, çeşitli kıtalar, matla'lar, kafiyesiz mısralar yer alır.

.......................................................................................................................................

ANTOLOJİ

Sanat eserlerinden seçilmiş parçaları bir araya toplayan kitap. Antoloji genel anlamda, şair, nesirci ya da müzisyenlerin eserlerinden seçilmiş parçalan toplayan bir seçme yazılar kitabıdır.

Yunanlılardan başlayarak Batı edebiyatında zamanımıza kadar gelen pek çok antolojiler yayınlanmıştır. Bizde antoloji kelimesi, 1929 yılından sonra kullanılmakla beraber, bu yolda eserler, eski devirlerden beri hazırlana gelmiştir. Yeni Türk harflerinin kabulünden sonra, gerek Türk edebiyatının eski ve yeni devirlerinden, gerek başka milletlerin edebiyatlarından örnekler veren çeşitli antolojiler yayınlanmıştır.

.......................................................................................................................................

BİNBİR GECE HİKÂYELEKİ

Doğu dünyasının hikâye ,masal , menkıbe, destan ve fıkralarını bir araya toplayan en büyük külliyatı. Bunlardan bazıları sözlü Türk geleneğine de girmiş, zamanla Türk halk masalları şeklini almıştır. Bunların çoğunun ilk doğduğu yer Hindistan'dır. Zamanla İran yolu ile Araplara geçmiş ve Araplar tarafından “Elf Elleyle ve Leyle” adı ile yazılı hale getirilmiştir. Fakat bu masalların ayrı zamanlarda ayrı yerlerdeki yazmalarında önemli farklar vardır. Binbir gece hikâyeleri, “çerçeveli hikâyeler” tipinde ve tekniğinde bir hikayeler külliyatlıdır. Ama olayın içine, türlü vesilelerle başka hikâyeler sokulur. Böylece iç içe girmiş hikâyeler, yapma bir bağla başlanmış duruma getirilmiştir. Bunların çerçeve hikâyesi şudur : Şehriyar adlı bir hükümdar, karısının kendisini başka biri ile aldattığını görünce karısını öldürür ve bütün kadınların kötü olduğuna inanır.Bir kadınla evlenince, evlendiğinin sabahı kadını öldürür. Böylece, üç yıl geçer. Şehirde evlenecek kız kalmaz. Vezirin kızı Şehrâzâd, babasının bütün dayatmalarına rağmen sultan Şehriyârla evlenmeğe niyetlenir. Ya sultanı bu hareketinden vazgeçirecek kadınları bu belâdan kurtaracaktır ya kendisi canını verecektir. Evlendikleri gece, Şehriyardan, kardeşi Dünyâzâd ile görüşme istediğinde olduğunu söyler ve bu isteğini sultana kabul ettirir. Kardeşi, yeni evlilerin odasında bir köşeye büzülür. Sultanla Şehrâzat bir müddet sohbet ettikten sonra kardeşi Dünyâzâd Şehrazad'dan bir masal anlatmasını ister. Sultan da dinlemeğe heveslenir. Şehrâzâd, hikâyesine başlar ve gecenin geç saatinde en meraklı yerinde keser. Sultan, hikâyenin sonunu dinlemek için, Şehrâzât'ı öldürmeyi geri bırakır. Şehrâzât, her gece anlattığı masalları, en heyecanlı yerlerinde keser ve sultanı merak içinde binbir gece oyalar. Sonunda Şehriyâr, karısının becerikliliği, zekâsı karşısında, Şehrâzâd'ı öldürmekten vazgeçer.

Binbir gece hikâyeleri, Arap edebiyatı kadar dünya edebiyatının da mal olan bir eser haline gelmiştir. Dilimizde parça parça yayınlanmıştır.

.......................................................................................................................................

BİYOGRAFYA

Bir kişinin hayatından söz eden eser. Biyografya, bir taraftan tarihin şahıslarla uğraşan kısmı olduğu gibi öbür taraftan edebî türlerden biridir.

Biyografyanın tek adama ait olması gerekir. Olayların ortaya konuşunda tarafsızlık ve belirlilik, yazılışında açıklılık ve sadelik şarttır. Olaylar, ne kahramanın zekâ ve dehâsını olduğundan fazla göstermek için büyütülmeli, ne de amaca göre değiştirilmelidir.Bir kişinin hayatının başkası tarafından anlatılması olan biyografyalar, çeşitli bölümlere ayrılır. Tek bir kişinin hayatım anlatıyorsa buna “şahıs biyografyası”, birçok şahısların hayatlarını anlatıyorsa “genel biyografya", "biyografya sözlüğü”, bütün zamanları ve milletlere ait şahısları içine alıyorsa "beynelmilel biyografya", memleketin dar bir bölgesinin şahıslarını anlatıyorsa “bölge biyografyası”, yalnız çağdaş kimseleri anlatıyorsa “çağdaş biyografyası” ,belli bir meslek adamlarını anlatıyorsa “özel biyografya”, yaşıyanların hayatlarından söz ediliyorsa “yaşayanların biyografyaları” adı verilir.

Bugünkü anlamı ile ilk biyografyalar XVIII. yüzyıldan itibaren görülmeğe başlamıştır. Bu tarihten sonra yayınlanan çeşitli eserler, bu türün geniş bir alana yayılmasını ve ilerlemesini sağlamıştır. Bütün dünyada gelişen bir tür olan biyografya alanındaki çalışmalar, memleketimizde de bir hayli ilerlemiş durumdadır. Bu alanda, genel, özel biyografyalar yayınlandığı gibi, teker teker kişilerden söz eden, biyografya kollarının her bölümünde pek çok eser yayınlanmıştır.

.......................................................................................................................................

EFSANE

Bir tabiat olayını, bir varlığın meydana gelişini, tabiat elemanlarından birinde olan bir değişikliği, olağanüstü ve akıl dışı açıklamalarla anlatan hikâye. Efsanenin temeli olan olay, halkın hayalinde şekil değiştirerek ağızdan ağza, kuşaktan kuşağa geçer. Her milletin kendi dilinde birçok efsaneler vardır. Bunlardan bazıları birçok milletler tarafından benimsenmiş ve aynı efsane başka başka isimlerle birçok dilde yerleşmiştir.

.......................................................................................................................................

HAMSE

Bir yazarın beş eserinden meydana gelmiş eser bölümüne verilen genel ad. Hamsenin, özellikle İslâm edebiyatında önemli bir yeri vardır. Divan edebiyatında da hamse sahibi olmak önemlidir. Genceli Nizami'nin Yahya Beyin, Behişti'nin hamseleri ünlüdür.

.......................................................................................................................................

LİRİZM

Bir şairin duygularını şiirlerine aktarması hali. Bununla beraber, lirizm yalnız edebiyatta görülmez. Özellikle musikide lirizm, en güzel ifadesini bulmuştur. Dünyanın başlıca lirik şairleri arasında Lamartine, Valery, Goethe, Byron, Petöfi Dante, Fuzuli Baki, Hafız Şirazi Havyan , Tegore yer alır. Beethoven, Mozart, Listz, Schubert, lirik bestecilerin ünlüleridir.

.......................................................................................................................................

KOŞMA

Halk şiirimizde kullanılan en yaygın nazım. Gerekli hece vezninin II li kalıbıyla söylenir. Dörtlüklerden meydana gelir. En az 3, en çok 5-6 dörtlük olur. Son dörtlükte şairin adı anılır. Mısraların kümelenişini ve kafiye düzenini şema ile şöyle gösterebiliriz. (mısralar çizgilerle, kafiyeler harflerle işaret edilmiştir)

Koşma şekliyle çok çeşitli konular işlenir. Yiğitlik duygusu, hayvan bakımı, hayvan sevgisi, sevgi duygusu, acı duygusu v.b. konular çoklukla koşma şeklinde söylenir.

.......................................................................................................................................

NAZIM

Vezin, kafiye gibi kayıtlara bağlı olan; ölçülü ve düzenli bir anlatma yolu. Nazım ahenge göre ayarlanır. Manzum eserlerde de, ahenk ön plânda alındığı için, cümle kuruluşları, sözdizimi kurallarına göre değil, ahenge göre ayarlanır. Manzum eserlerde (nazımda) 4 unsur bulunur: Vezin, kafiye, şekil, konu.

Vezin, nazımda hecelerin düzenli şekilde sıralanması esasına dayanan bit “söz ölçüsü” dür. Kafiye ise, kelime ve eklerin son heceleri arasında ki ses benzerliğidir. Şekil, bir eserin dış yapısıdır.

Türk edebiyatında kullanılan nazım şekilleri, başlıca üç gruba ayrılır: 1 - Halk edebiyatı nazım şekilleri, 2 - Divan edebiyatı nazım şekilleri, 3 - Yeni nazım şekilleri.

Halk edebiyatı, Türk halkının milli edebiyatıdır. İslâmlıktan önceki çağlardan bugüne kadar, halkın içinden yetişen saz şairleri tarafından sazla söylenerek sürüp gelen bu edebiyatın nazım birimi dörtlüdür.

Halk edebiyatında genel olarak “yarım kâfiye” ve “hece vezni” kullanılır.

Halk edebiyatında belli nazım şekilleri vardır. Bunlar, “dörtlüklerle kurulan şekiller” ve “bağlamlı şekiller” diye başlıca iki gruba ayrılırlar. Dörtlüklerle kurulan şekillerin başlıcaları “mani, koşma, destan, semai, varsağı” şekilleridir Bunlar, mısra kümelenişleri ve kâfiye düzeni bakımından bir olmakla beraber, dörtlüklerin sayısı vezinleri ve musikileri bakımından birbirlerinden ayrılırlar. Bağlamalı şekiller, “bentlerle bağlama” adı verilen değişmez mısraların birleşmeşinden meydana gelen nazım şekilleridir.

Türk halk edebiyatında, konulara göre adlar alan çeşitli nazım türleri vardır. Başlıcaları: “Güzelleşme, taşlama, koçaklama, ağıt, ilâhî, nefes”tir.

Türkler İslâmlığı kabul ettikten sonra medreseden yetişen aydın kimselerin edebiyatı olan Divan edebiyatı zamanla Halk edebiyatını da etkilemiş; halk şiirinin dili, özellikle XVI. yüzyıldan sonra eski saflığını kaybederek yabancı kelime ve kurallarla karışık bir durum almıştır. Divan Edebiyatı'nda kullanılan nazım şekilleri, İslâm medeniyeti çerçevesine giren bütün milletlerin ortaklaşa kullandıkları birtakım değişmez şekillerdir.

Divan nazımının ana birimi “Beyit” tir. Beyit, başlı başına bir bütün sayılır. Beyitler arasında bir konu birliği olması şart değildir.

Bunun dışında, dört, beş, altı mısralık bentlerden meydana gelen nazım şekilleri de yer almıştır.

Divan edebiyatı nazım şekillerinin büyük bir bölümü Arap'ların malı olmakla beraber, İslâm medeniyeti çerçevesine giren Fars'lar ve Türk'ler de bunlara birkaç şekil katmışlardır. Başlıkları şunlardır: Kaside, Gazel, Kıta, Musammat, Mesnevi, Rubai, Şarkı, Tuyug.

Yeni nazımda kullanılan şekiller, Tanzimat'tan sonra başlayan “Batı medeniyeti etkisi altındaki Türk edebiyatında kullanılan ve hepsi Batı edebiyatından alınan şekillerdir.

Tanzimat edebiyatının ilk devirlerinde şairler yeni düşünceleri eski şekiller içinde ifade etmişlerdir.

Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen Abdülhak Hâmit Tarhan şekil meselesini ele almış, eski şekilleri atarak yeni şekiller kullanmaya baslamış, bu yüzden eski geleneklere bağlı olanlarla yeniler arasında çetin tartışmalar olmuştur. “Edebiyatı Cedide” (1896 - 1901) devrinde Hâmit'in başladığı iş daha da genişletilmiş, eski şekiller büsbütün bırakılmıştır. O devirden bu yana, Batı edebiyatının şekil anlayışı benimsenerek sanatçılar eserlerinin şekillerini kendileri icat etmektedirler.

Yeni nazımda konu birliğine önem verilir. Yani, her manzume baştan sona kadar bir bütündür ve her birinin konusuna göre bir adı vardır.

Bendler bir plâna göre sıralanır, bunlar konu bakımından birbirlerine bağlı oldukları için, yerlerini değiştirmek mümkün değildir.Yeni edebiyatta nazım birimi mısradır; fakat mısra, şiirin bütünlüğünü tamamlayan bir parçadır.Mısra kümelenişleri ve kafiye düzeninde ise hiçbir kural yoktur.

.......................................................................................................................................

KAFİYE

Başka başka anlamlardaki kelime ve eklerin son heceleri arasındaki ses benzerliğidir. Kafiyeler, genel olarak mısraların sonlarında bulunur.

Kafiyeler, bazı milletlerin edebiyatında çok önemli yer almış, bazı milletlerin edebiyatında da hiç kullanılmamıştır. Bu arada, eski Yunan ve Lâtin edebiyatlarında kafiye yoktur. Türk edebiyatında kafiyenin önemli yeri vardır. Halk edebiyatının en eski devirlerinde bile kafiye kullanılmıştır. Halk edebiyatında çoklukla yarım kafiyeler kullanılmış, manzumeler, çoğu zaman rediflerle zenginleştirilmiştir. Divan edebiyatında ise kafiye büsbütün önemlidir. Bu edebiyatta tam kafiye ve zengin kafiye kullanılmıştır.

Bugünkü şiirimizde kafiye eski önemini kaybetmiştir. Yeni şairler, kendilerini hiç bir kağıda bağlı görmeyen bir şiir anlayışı içinde olduklarından, şiirlerini kafiyeli ve kafiyesiz olarak yazabilmektedirler.

Kelimeler arasında birbirine benzeyen seslerin çokluğuna, azlığına göre, kafiyenin türlü şekilleri vardır: Tam kafiye, yarım kafiye, zengin kafiye, cinaslı kafiye.

Tam kafiye, mısra sonlarındaki kelimelerin son hecelerinde biri sesli, biri sessiz olmak üzere en az iki harfin birbirine benzemesi halinde olan kafiyedir.

Şerifli kubbeler iklimi, Marmaray'la

Boğaz,

üzerlerinde bulutsuz ve bitmeyen bir yaz,

Yahya Kemal Beyatlı

Yarım kafiye, sadece sessiz harfler arasındaki benzemeye dayanan kafiyelere denir. Yarım kafiyeler, çoklukla Halk edebiyatında kullanılır:

Elifin elinde bardak,

Sanki yeşil başlı ördek.

Yüzer Elif elif diye.

Karacaoğlan

Zengin kafiye, ikiden fazla harf benzerliğine dayanan kafiyelerdir :

Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı

Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

Mehmet Akif Ersoy

Cinaslı kafiye,sesçe aynı anlamca ayrı kelimelerden ya da kelime kümelerinden yapılan Kafiyedir. Cinaslı kafiye zengin kafiyenin aşırı halidir:

Niçin kondun a bülbül

Kapımdaki Asmaya? Ben yerimden ayrılmam

.......................................................................................................................................

MANİ

Halk edebiyatı nazım şekillerinden biri. Çoklukla 4 mısradan ibarettir. Hece vezninin yedili kalıbıyla söylenir. Birinci ikinci ve dördüncü mısraları birbirleriyle kafiyeli, üçüncü mısra serbesttir. Manilerde aşk ve tabiat konuları bir arada işlenir.

.......................................................................................................................................

MAKALE

Herhangi bir konuda, belli bir görüş ve düşünceyi bir kaç sayfa içinde savunan yazılar. Makaleler, gazete ve dergilerde yayınlanır. Konularına göre türlü çeşitlere ayrılır. Sanat (edebiyat, tiyatro, musiki, sinema, dans vb.), bilim (tıp, hukuk v.b.). siyaset, toplumu ilgilendiren herhangi bir hareket, bir makale konusu olabilir.

Makale türü, bütün dünyada gazetecilikle birlikte doğmuş ve gelişmiş bir yazı çeşididir.

.......................................................................................................................................

ROMAN

Çeşitli olayları, ihtirasları, karakterleri, baştan geçen şeyleri hayalî olarak ya da gerçeğe uygun bir şekilde anlatan eserlere verilen ad. Roman türü, hayal gücünün yardımından geniş ölçüde faydalanılarak az çok idealleştirilmiş olan olayları anlatan insanlık belgeleridir. Romanın belli başlı konuları arasında din, politika, sosyal ve ekonomik meseleler, kişilerin özel hayatları ihtirasları, aşklar, akıp giden hayat olayları yer alır. Olaylar, ya yazarın ağzından, ya da romanın belli kahramanının ağzından anlatılır. Hikâye ve roman arasında, önemli bir ayrılık yoktur. Hikâyede yer alan özellikler çoğu zaman romanda da yer alır. Yalnız romanlar, çoğu zaman geniş ölçüde yazılmış eserler olduklarından, olayları, kişileri, hareketleri, daha ince ayrıntılılarına kadar incelemek, yazabilmek imkânını vermiş olur.

Tiyatro ve hikâyelerde olduğu gibi romanda da aynı yazma plânı uygulanır: Serim bölümünde olay, olayı yaratan sebepler, kişiler belirtilir. Gelişme bölümünde olayların akışı, kişilerin özellikleri, olayların geçtiği yerler, devir ve çevre belirtilir, entrikalar sıralanır. Çözüm bölümünde olaylar bir noktada toplanır, roman için bir sonuca varılır ve eser biter.Romanlar, konuları bakımından bir çok bölümlere ayrılır: Tarihî romanlar, kişi ve toplum psikolojisini belirten romanlar macera romanları, öğretici romanlar, polis romanları v.b.

Romanlar, Yeniçağ'da meydana gelmiş, eserlerdir. Bunlar, eski destan geleneğinin bir devamı özelliğini taşırlar. Rönesans’tan bu yana, özellikle XIX. yüzyılda gittikçe gelişerek edebiyatın en yaygın türlerinden biri olmuştur.

Roman hikâye gibi bizde Tanzimat edebiyatıyla birlikte gelişmeğe başlamıştır. Fakat, asıl teknik gelişmesini ve Batı anlamındaki özelliğini XX. yüzyıl edebiyatımızda kazanmıştır.

En büyük roman yazarları, İspanyol edebiyatında Cervantes (1547-1616); Fransız edebiyatında Balzac (1799-1850), Flaubert (1821-1880), Zola (18840-1902); İngiliz edebiyatında Dickens (1812-1870); Rus edebiyatına Dostoyevski (1822 - 1881), Tolstoy (1882 -1910); Amerikan edebiyatında Steinbeck (1902) Hemingway (1898 - 1961), v.b. dır.

Edebiyatımızda başlıca roman yazarları Halit Ziya Uşaklıgil, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin

.......................................................................................................................................

ŞİİR

Çeşitli duygu ve düşüncelerin, okuyucuyu duygulandıracak ya da düşündürecek yolda, nazımla ifade edilme şekline verilen ad. Ancak, her nazım şiir değildir. Nazımın şiir sayılması için, duygu ve düşüncelerle bezenen bir değer taşıması, içinde bir özdeyiş ustalığının olması gereklidir. Bazı yazarlar, bu yoldan giderek, şiirin, nesir yolu ile de söylenebileceğini ileri sürerler. Çoğu yazarlar ise şirin kesin olarak nazımla ifade edilebileceğini savunurlar.

Şiir, toplumların ilkel çağlarında, çeşitli din törenlerinden doğmuştur, ilk önceleri dans ve musikî ile birlikte yaşamış; zamanla, yalnız başına, güzel sanatların bir kolu haline gelmiştir.

Gerek Yunan ve Lâtin edebiyatında, gerekse Avrupa edebiyatından alman klâsik ayırmaya göre, şiirler, konu, şekil ve söylenişlerine göre, şu bölümlere ayrılır: Epik, lirik, didaktik, pastoral, dramatik şiir.

Epik Şiir : Bir milletin hayatını yakından ilgilendiren göç ve savaş gibi tarih ve toplum olaylarını anlatan, uzun manzum hikâyeler, 2 türlü epik şiir (destan) vardır, a - Tabiî destan, eski devirlerde millet vicdanında derin izler bırakan bir tarih veya toplum olayının yine o devirlerde çeşitli saz şairleri veya millî bir şair tarafından söylenen şekli. (Eski Yunanlıların Troia savaşına gidiş ve dönüşleri Homeros tarafından “İlliada” ve “Odysseia” adlı destanlarda hikâye edilmiştir. Fin'ler in “Kalevala” adlı destanı, şairlerinin ve halkın ağzından toplanıp sıraya konmasıyla meydana getirmiştir) .

b - Yapma destan, yakın çağlarda, herhangi bir tarih olayının bir şair tarafından yazılmış şekli. (Haçlı seferleri, İtalyan şairi Tasso tarafından “kurtarılmış Kudüs” adı konmasıyla meydana gelmiştir).

Bütün hikâyelerde olduğu gibi, destanlarda da “vaka”, ve “kişiler” vardır. Destan vakalarının başlıca özelliği gerçek olmasıdır.

Destanlarda gerçek kişiler ve tabiat üstü kişiler vardır: Gerçek kişiler, tarihten alman ya da şair tarafından tasarlanan kimselerdir. Ancak, bunlar tek yönlü kimseler olarak işlenmişlerdir.

Lirik Şiir : Duygu ve düşünceleri coşkun, hareketli bir ifade ile anlatan şiirlere denir.

Eski Yunanlılarda, saz şairleri, şiirlerini Lyra denen bir sazla söyledikleri için, bu çeşit manzumelere Lirik denmiştir. Bütün milletlerin eski çağlarında şiir ile musiki birlikte söylenmiştir. Bizde, “aşık” veya “saz şairi” adı verilen halk şairleri şiirlerini hâlâ sazla söylemektedirler.

Lirik şiir dünya edebiyatında en çok işlenen ve gelişen şiir türüdür. Bu alanda yazan çok büyük şairler yetişmiştir.

Türk edebiyatın en önemli lirik şairleri, Divan edebiyatında Fuzuli, Baki, Nedim, dinî Halk edebiyatında Yunus Emre, din dışı Halk edebiyatında Karacaoğlan, yeni edebiyatta Yahya Kemal Beyatlı'dır.

Didaktik şiir : Doğrudan doğruya akla hitap eden şiir tarzıdır. Ahlâk, felsefe, din, sanat, bilim prensiplerini manzum olarak anlatan yazılarla yergiler, manzum hikâyeler, manzum mektuplar hep bu çeşidin içine girer. Didaktik şiir de, lirik şiir gibi, dünya edebiyatında en çok işlenen ve gelişen bir şiir türüdür. Bu alanda yazan çok büyük şairler yetişmiştir.

Pastoral şiir : Çoban ve kır hayatını anlatan şiirlerdir. Sakin, temiz ve masum kır hayatının zevkini duyurmak amacı güdülür. Her türlü şekil, gösteriş ve yapmacıktan uzak, sade, tabiî bir üslûpla yazılır,

İdil, doğrudan doğruya şairin ağzından yazılan kır tasvirleridir.

Eglog, çobanları karşılıklı konuşturmak suretiyle yazılan kır şiiridir. Egloglar birer vakaya dayandığı ve içlerinde karşılıklı konuşan kişiler bulunduğu için küçük birer piyesi andırırlar. Türk edebiyatında bu yolda yazılmış manzumeler yoktur.

Pastoral şiirin en ünlü örneklerini yazan şairler Yunan edebiyatında Thlokritos, Lâtin edebiyatında Vergilius'tur. Dramatik şiir

.......................................................................................................................................

ŞARKI

Divan şiirine Türkler tarafından katılmış bir nazım şekli. Bestelenerek okunmak için yazılır. Dörder mısralık 2-5 bend'den meydana gelir. Birinci bendin 2 nci ve 4 üncü, öbür bendlerin yalnız sonuncu mısraları hiç değişmeden tekrarlanır

Şarkının ilk örneklerine, Divan edebiyatımızda, XI. yüzyılda rastlanır. Bu edebiyatımızda şarkı özellikle XVIII. yüzyılda, Lâle Devri'nde çok gelişmiştir. Divan edebiyatının en büyük şarkı şairi Nedim'dir. Halk edebiyatında da şarkı türünde eserler veren şairler yetişmiştir.

.......................................................................................................................................